Büyülü Dünya

Daha kalp oluşmadan, kalp atmaya başlıyor. Embryoda, yani anne karnında, daha çok küçükken, bir anda, spontan bir şekilde kalp hücreleri bir ritim başlatıyor, kendilerini organize ediyor ve birlikte hareket ediyorlar. Buna doktor: ‘hanımefendi, herşey yolunda’, bilim adamları ise, ‘tam olarak nasıl olduğunu anlamaya çalışıyoruz’ diyor.

Kalp bölgesi kaslar ve kan damarlarından oluştuğu kadar bir de Pacemaker* hücrelerinden oluşmakta. Kalbin ilk attığı anda, bir tane Pacemaker hücre, ritmi belirliyor, sonra diğer hepsi ona uyum sağlamaya başlıyorlar. Bir kıvılcım geliyor kimbilir nereden? Ve dallardan biri alev alınca, bütün orman yanıyor! Milyonlarca pacemaker hücresi katılımda bulunmaya başlıyor.

Düşünsenize milyonlarca hücreden her biri, tek başına tümü etkileme gücünde ama aynı zamanda da herkesten etkilenme gücüne sahip. Birbirlerine sürekli adapte oluyorlar, her an yeniden…

Sonuç olarak o kadar çok değişkenli bir sistem var ki, istediğiniz kadar hesaplasınlar kimse ön göremiyor ne olacağını. Yani bir sonraki an kalbin hangi kuvvette, hangi şekilde atacağını kimse bilemiyor.

Bir kalp Pacemaker hücresini alıp deney tabağına koyarsanız, atış ritmini kaybediyor, düzensizleşiyor, ritimsiz ve vahşi bir şekilde atarak bir süre sonra ölüyor… Tek başına yaşayamıyor bu hücreler. Ama eğer yanına bir Pacemaker hücresi daha koyarsanız, değmeleri bile gerekmiyor, aralarında küçük bir mesafe olsun-birbirlerine senkronize olmaya başlıyorlar.

Sadece bir tane yetiyor!

Tek başına kalarak delirir gibi atan bir Pacemaker hücresi, sağlıklı bir Pacemaker hücresi ile karşılaştığında hemen senkronize oluyor, ve sağlıklı hücre ile birlikte ritm tutmaya başlıyor.

Romantizmi filmlerde, ilişkilerde arar dururken, her atışta kalbin tam ortasında yaşanan bu büyülü aşkı görüyor musunuz? Bu yazıyı okurken bile, kimbilir kaç kez birbirlerinden ilham alarak, bu yazıyı okunur kıldılar?

Tek bir bedenin içerisinde olan bu olay, bambaşka bedenlerde atan bambaşka Pacemakerlardan dahi etkileniyor. Şimdilik iletişim kurabildiği sanılan mesafe 8 metre…yani elektromanyetik alanı oraya kadar ulaşıyor. Ama müthiş kitap, The Secret Teaching of Plants’ın yazarı Stephen Harrod Buhner’e göre bu sadece bizim teknik aletlerimizin hassasiyeti. Yoksa kalp çok daha öteleri hissedebiliyor.

Hem de biliyor musunuz? Hiç kimseyi görmezden gelmeden, dışarda tutmadan…

Bir Pacemaker hücresi, ulaştığı alandaki herşey ile iletişime geçiyor, yeter ki iletişime geçecek biri olsun.

Bedende beni büyüleyen o ilginç dünyaya hoşgeldiniz…

*Pacemaker’ın Türkçesi kalbe ritmi veren hücreler , çok uzun olduğu için kısaca Pacemaker diyeceğim.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *